KU | EN | FR | DE | TR

Washington’da Beyaz Saray Muhabirleri yemeğinde yaşanan silahlı saldırı girişiminin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği mesaj dikkat çekiciydi. Erdoğan, saldırıyı kınarken “Demokrasilerde mücadele fikirle yapılır, şiddetin hiçbir türlüsüne yer yoktur” dedi. 

Şüphesiz bu söz, demokratik siyasetin en temel ilkesini hatırlatıyordu: siyasal rekabet sandıkta, sözde ve fikirde yürür; rakibi susturmanın yolu zor değil, hukuktur. Ancak tam da bu noktada insan ister istemez dönüp Türkiye’ye, daha doğrusu Edirne Cezaevi’ne bakıyor.

Çünkü yıllardır cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş dosyası, iktidarın demokrasiye ilişkin dışarıya verdiği mesaj ile içeride kurduğu siyasal düzen arasındaki derin çelişkinin en görünür örneklerinden biri olmayı sürdürüyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin hak ihlali ve siyasi saikle tutukluluğun sonlandırılması yönündeki kararlarına rağmen Demirtaş’ın özgürlüğüne kavuşamaması, Türkiye’de yargının ne ölçüde bağımsız olduğu sorusunu her geçen gün daha yakıcı hale getiriyor.

Washington’daki saldırı için demokrasi adına doğru cümleleri kuran siyasal iradenin, Edirne’de yıllardır devam eden bu hukuksuzluk karşısında aynı demokratik refleksi göstermemesi, yalnızca bir tutarsızlık değil; aynı zamanda iktidarın demokrasi anlayışının sınırlarını da ele veriyor.

Demokrasinin evrensel ilkeleri kişiye, ülkeye ya da siyasi çıkara göre değişmez. Eğer mücadele gerçekten fikirle yapılacaksa, o ilke yalnızca Trump için değil, Demirtaş için de geçerli olmak zorundadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir