Soprano ya Kurd Pervin Chakar di gotara xwe ya bi sernavê “Bêdengiya hunermendên Kurd” de diyar kir ku di nav hunermendên Kurdan de çanda hevgirtin û piştgiriyê hej bi têra xwe pêş neketiye.
Chakar got ku di jiyana xwe ya hunerî de bi gelek hunermendên Kurd re nas kiriye, lê bi demê re fam kir ku “hevgirtin û piştgiriya di nav hunermendên Kurd de wek ku ji derva ve tê dîtin xurt nîne.”
Wê diyar kir ku hunermendên Kurd ne tenê bi qedexekirina konseran, zordariyan û gefan re rû bi rû ne, lê her weha bi şikestinên navxweyî û reqabetê jî têkoşîn dikin. Wê got: “Hevgirtina rastîn ew e ku li hember neheqiyê mirov bêdeng nemîne.”
Chakar bal kişand ser ku hunermendên jin tenêtiyek girantir dijîn û di cîhana hunerê ya serdestiya mêran de, ji bo dîtina piştgiriyê şertên wanê dijwartir hene.
Wê gotara xwe bi van gotinan temam kir: “Muzîk, ziman û çîrokên van axan tenê dema ku bi hev re bijîn, dikarin hebûna xwe bidomînin.”
Gotara Pervin Chakar:
“Kürt sanatçıların sessizliği
Kürt müziğini ve Kürt sanatçılarını büyük bir heyecanla tanımaya başladığım yıllarda ilk dinlediğim, ilk izini sürdüğüm isimler elbette Şivan Perwer ve Nizamettin Arıç olmuştu. Sonrasında birçok Kürt sanatçıyla tanıştım, görüştüm, aynı ortamda bulundum. Fakat zamanla acı bir gerçekle yüzleştim: Kürt sanat dünyasında sanıldığı kadar güçlü bir dayanışma yoktu.
Yıllardır farklı sanatçıların yaşadığı konser iptalleri, salon verilmemesi, sosyal medya linçleri, tehditler ve baskılar aslında birbirinden bağımsız olaylar değil. Bunlar uzun süredir büyüyen bir yalnızlığın ve sessizliğin sonucu. Çünkü Kürt sanatçıları yalnızca baskıyla değil, aynı zamanda kendi içlerindeki kırgınlıklar, rekabetler ve görünmez mesafelerle de mücadele ediyor.
Yakınlık kurmak istediğim birçok insanla, siyasi fikir ayrılıkları yüzünden ne yazık ki aynı dili konuşamadık. Ben klasik müzik ve opera alanında çalışan bir Kürt sanatçı olarak, müzik üzerine derinlikli sohbet edebileceğim insan sayısının ne kadar az olduğunu fark ettim. Kürt müziği alanında çalışan birçok sanatçı alaylı yetişmişti; akademik müzik eğitimi alanların sayısı ise oldukça sınırlıydı. Bu yüzden karşılıklı beslenebileceğim, sanat üzerine paylaşım yapabileceğim insanlara çok az rastladım.
Bunun sonucunda ise hakkımda “kibirli”, “mesafeli” ya da “üstenci” olduğuma dair fısıltılar duydum. Oysa gerçek hiç de öyle değil. Ben aslında herkese kapısını açan, samimiyeti seven biriyim. Fakat ne yazık ki bazen samimiyet ile saygı arasındaki çizgiyi koruyamıyoruz. Yakınlık arttıkça saygının azaldığı ilişkilerle karşılaşmak insanı ister istemez geri çekiyor. Bazen mesafe kibirden değil, insanın kendini koruma ihtiyacından doğuyor.
Bugün dönüp baktığımda, Kürt sanatçılar arasında gerçek anlamda güçlü bir dayanışma kültürünün yeterince gelişmediğini düşünüyorum. Oysa hemen her Kürt sanatçı hayatının bir döneminde bir haksızlığa uğramıştır: konserleri iptal edilenler, salon verilmeyenler, sahnede saldırıya uğrayanlar, sosyal medyada linç edilenler, tehditlere maruz kalanlar… Peki böyle zamanlarda kaç kişi gerçekten birbirinin yanında durdu? Kaç sanatçı açıkça “Bu yapılan doğru değil” diyebildi?
Birbirinin albümünde şarkı söylemek, sahneye davet etmek ya da birlikte fotoğraf vermek elbette güzel şeylerdir. Ama gerçek dayanışma, haksızlık karşısında sessiz kalmamaktır. Çünkü sessizlik zamanla normalleşiyor.
Ne yazık ki bazen insanlar sahip oldukları alanı paylaşmaktan ya da kaybetmekten korkuyor. Oysa bir başkasının uğradığı haksızlıktan memnuniyet duymak, bir toplumun ruhunu yavaş yavaş çürüten bir şeydir. Bugün bir başkasına yapılan haksızlık karşısında sessiz kalanlar, yarın aynı yalnızlığı kendi hayatlarında yaşayabiliyor. Çünkü sessizlik dönüp dolaşıp herkesi buluyor.
Bir de kadınsanız, bu yalnızlık daha da ağırlaşıyor. Erkek egemen sanat dünyasında kadın sanatçılar çok daha fazla baskıyla ve psikolojik yükle mücadele ediyor. Erkek sanatçıların farklı çevreler, partiler ya da topluluklar tarafından daha kolay sahiplenildiğini görebiliyorsunuz; fakat kadınların aynı desteği görmesi ne yazık ki çok daha zor. Kürt olmak, Kürtçe üretmek zaten başlı başına zor bir yolken, bunun bir de insanın içine işleyen yalnızlık tarafı var.
Oysa sanatın özü dayanışmadır. Birbirinin sesine ses olmak, acısına omuz vermek, aynı fikirde olmasanız bile birbirinin emeğine ve hakkına sahip çıkabilmektir.
Keşke birbirimizi daha çok anlayabilsek, daha çok koruyabilsek. Çünkü bu toprakların müziği de, dili de, hikâyesi de ancak birlikte yaşarsa varlığını sürdürebilir.”


Nûçe – Çand – Huner
