KU | EN | FR | DE | TR

Çözüm mü, Çelişki mi?

Türkiye’de uzun süredir “Terörsüz Türkiye” söylemi etrafında yeni bir sürecin inşa edildiği ifade ediliyor. İktidar temsilcileri bu süreci, toplumsal huzuru ve güvenliği güçlendirecek tarihi bir adım olarak sunuyor. Ancak aynı günlerde yaşanan bazı olaylar, bu söylemlerin bir kandırmacadan ibaret samimiyetsiz ve ciddi şekilde çelişkili sözler olduğunu ifşa ediyor.

İki gün önce yaşanan Furkan Oğlak olayı, bu çelişkilerin en görünür örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Basına yansıyan bilgilere göre Amed’den Kastamonu’ya çalışmak için giden 18 yaşındaki Furkan Oğlak, otobüste Kürtçe müzik dinlediği sırada bazı yolcuların hedefi oldu. Yolcuların ihbarı ile kısa sürede olay yerine gelen polisler, onun hürriyetini korumak yerine onu gözaltına aldılar ve daha sonra alakasız bir şekilde sosyal medya yaptığı Selahattin Demirtaş ve Yılmaz Güney paylaşımları da soruşturma kapsamında değerlendirilerek “örgüt propagandası” suçlamasıyla tutuklandı.

Bu dosyanın hukuki boyutunun olmadığı yargının düşman hukuku işlettiği nir sır değildir. Konunun tamamen siyasi olduğu ve siyasilerce cevap vermesi gereken sorular vardır.

Bir yandan Kürt meselesinde yeni bir dönemin başladığı, toplumsal barışın güçleneceği ve kardeşlik hukukunun yeniden tesis edileceği söylenirken, diğer yandan bir Kürt gencinin Kürtçe müzik dinlediği sırada hedef hâline gelmesi ve ardından yaşanan süreç, Kürt yurttaşlarla dalga geçmek değilse nedir? Eğer çözüm gerçekten toplumun birlikte yaşama iradesini güçlendirmeyi amaçlıyorsa, Kürt kimliğinin kamusal görünürlüğü neden hâlâ bu kadar kolay kriminalize edilebilir ya da kriminal tartışmaların konusu olabiliyor?

Şüphesiz ki barış yalnızca silahların susması değildir. Tek taraflı da olsa silahların bir süredir susmuş olması önemlidir ama barış, insanların kendi kimlikleriyle kamusal alanda korkmadan yaşayabilmesidir. Anadilini konuşabilmek, müziğini dinleyebilmek, kültürünü görünür kılabilmek de bunun ayrılmaz bir parçasıdır. Eğer insanlar bu en temel hakları kullanırken kendilerini güvende hissetmiyorsa, bir çözüm sürecinden bahsetmek mümkün değildir. Bilakis bir çözümsüzlük ya da kandırmaca süreci olduğu yönünde çok fazla ihtimal, aklına gelir insanın. Çözülmesi gereken bunca soru ve sorunlar orta yerde dururken meclis koridorlarında samimiyetsiz ziyaretlerin halk nezdinde hiçbir kıymeti Harbiye’si olmayacaktır. Bu apaçık halkın gazını alma girişimi olarak tarih sayfalarında yer bulacaktır.

Tam da bu nedenle Furkan Oğlak olayı, yalnızca bireysel bir adli dosya değildir. Bu olay, yürütülen sürecin gerçek hedefinin ne olduğuna ilişkin tartışmaları da yeniden alevlendirmiştir. Çünkü toplumsal barış, yalnızca güvenlik politikalarıyla değil, eşit vatandaşlık duygusuyla inşa edilir. Daha da önemlisi Türk hükümeti bu süreci isimlendirdiği gibi Türkiye’yi terörsüz hâle getirmek istiyorsa halka, özellikle de Kürtlere yönelttiği terörist faaliyetlerinden ivedilikle vazgeçmelidir.

Aksi halde halkın zihnindeki sorular daha görünür olmaya başlayacaktır. Mesela, bugün gelinen noktada kamuoyunun önemli bir kesimi şu soruyu sormaktadır: Amaç gerçekten Kürt meselesini demokratik haklar temelinde çözmek midir, yoksa güvenlik eksenli yeni bir siyasi denge kurmak mıdır?

Bu sorunun cevabı yalnızca yapılan açıklamalarda değil, devletin günlük uygulamalarında gizlidir. Kürtçe müzik dinleyen, anadilini kullanan ya da kimliğini görünür kılan yurttaşların kendilerini özgür hissetmediği bir ortamda, “çözüm” söylemi doğal olarak sorgulanacaktır. Ters tepeceğini söylemek de mümkündür.

Toplumsal barış, yalnızca müzakere masalarında değil; otobüste, okulda, mahkemede, sokakta ve kamusal hayatın her alanında hissedildiği gün gerçek anlamına kavuşacaktır. Aksi hâlde kullanılan kavramlar değişse bile toplumun yaşadığı güvensizlik duygusu değişmeyecek; “çözüm” söylemi de birçok kişi açısından cevaptan çok yeni sorular üreten bir siyasi söylem olarak kalacaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir