Ağrı’nın Patnos ilçesinde üç gün önce sabaha karşı yaşanan olay, resmi kayıtlara yalnızca bir “trafik kazası” olarak geçti.
Oysa gerçek çok daha ağırdı.
Malazgirt’in bir köyünden yola çıkan bir aile, tedavi için Erzurum’a gitmeye çalışıyordu. Bu coğrafyada binlerce insanın yaptığı şeyi yapıyorlardı: Yaşadıkları yerde ulaşamadıkları sağlık hizmeti için gece yarısı yola düşüyorlardı. Daha önce bu yollarda defalarca yaşanan sonun, bu kez kendilerini bulacağından habersiz, Malazgirt’ten sonraki ilk durak olan Patnos’a doğru ilerliyorlardı.
Sonra bir minibüsle otomobil çarpıştı.
Üç çocuk annesi bir kadın öldü.
Dört kişi yaralandı.
Dosya açıldı.
Tutanak tutuldu.
Haber siteleri “kaza” diye birkaç paragraf yazıp geçti.
Ama o yolda ölen şey sadece bir insan değildi.
O otomobilin içinde beş kişilik bir aileden anne, baba ve bir çocuk vardı.
Anne artık yok.
Baba yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor.
Çocuk da aynı şekilde yaralı.
Şans eseri araçta olmayan diğer iki çocuk ise şimdi annesizliğin ve parçalanmış bir hayatın ortasında duruyor.
Söylenenlere göre çocuklardan biri okuldayken haberi aldı. Öğretmenleri onu sakinleştirmeye çalıştı. Ama çocuk ellerinden kaçıp otostopla önce Malazgirt’e, ardından Patnos’a geldi. Hastanede acıdan ve çaresizlikten çıldırmak üzereyken, yoğun bakımdaki babasıyla görüştürülmek zorunda kalındı.
Bir çocuğun hayatı, birkaç saat içinde paramparça oldu. Bir aile enkaza dönüştü.
Bu hikâye yalnızca bir direksiyon hâkimiyeti hikâyesi değil.
Bu hikâye, yıllardır görmezden gelinen bir coğrafyanın hikâyesidir.
Çünkü Patnos’ta insanlar çoğu zaman tedavi olamıyor.
Malazgirt’te olamıyor.
Ağrı’da Muş’ta da olamıyor.
Bir uzman doktor için, bir ameliyat için, kanser tedavisi için yüzlerce kilometre yol gitmek zorunda bırakılıyorlar.
Van’a.
Erzurum’a.
Daha uzak şehirlere.
Hasta insanlar gecenin bir yarısı yola çıkıyor.
Aileler çocuklarını kilometrelerce taşıyor.
Yaşlılar ambulans bekliyor.
Hamile kadınlar bozuk yollarda saatler geçiriyor.
Ve bazen insanlar hastaneye ulaşamadan ölüyor.
Bazen de hastaneye gitmeye çalışırken.
Patnos yolunda parçalanan o araç, aslında yıllardır ihmâl edilen bir bölgenin fotoğrafıdır. Kırılmış kaportalar, ezilmiş demirler, çatlamış camlar… Bunların her biri yalnızca bir çarpışmanın izi değil; eşitsizliğin, yoksun bırakılmışlığın ve sistematik ihmâlin izidir.
Çünkü bir ülkede insanlar tedavi olabilmek için başka şehirlere mecbur bırakılıyorsa mesele yalnızca sağlık değildir.
Bu, doğrudan yaşam hakkı meselesidir.
İnsanlar kilometrelerce yol gitmek zorunda kaldıkları için ölüyorsa, buna sadece “kaza” demek yetmez.
Bu ölümde asfaltın payı vardır.
İhmalin payı vardır.
Yıllardır yatırım yapılmayan hastanelerin payı vardır.
Merkezileşmiş sağlık sisteminin payı vardır.
Bir anne artık yaşamıyor.
Üç çocuk hayatlarının geri kalanını bu korkunç sabahın gölgesinde büyütecek.
Bir adam yoğun bakımda nefes almaya çalışıyor.
Resmî açıklamalar bunu bir trafik kazası olarak yazabilir.
Ama bu coğrafyada yaşayan insanlar gerçeği biliyor:
Bazı insanlar direksiyon başında değil, sahipsizlik içinde, devletsizlikten ölüyor.



